You are reading tafsir of 4 ayahs: 58:1
to 58:4.
1- Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah elbette işitmiştir. Allah ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, görendir. 2- İçinizden hanımlarına zıhâr yapanların hanımları onların anaları değildir. Onların anaları ancak onları doğuranlardır. Gerçekten bu kimseler, çok çirkin bir söz ve yalan söylemektedirler. Şüphesiz Allah pek affedicidir, çok bağışlayıcıdır. 3- Hanımlarına zıhâr yapıp (da ayrılmaya azmeden) sonra da bu sözlerinden dönenler, (hanımları ile) ilişki kurmadan önce bir köle azad etmelidirler. Size öğüt verilen (hüküm) işte budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 4- Bunu bulamayan kimse (eşiyle) ilişki kurmadan önce peşpeşe iki ay oruç tutmalıdır. Buna güç yetiremeyen kimse de altmış yoksulu doyurmalıdır. Bu (kefaret hükmü) Allah’a ve Rasûlüne iman etmeniz içindir. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kâfirler için de can yakıcı bir azap vardır.
(Medine’de inmiştir. 22 âyettir)
1. Bu âyet-i kerimeler, ensardan bir kişi hakkında inmiştir. Bu kişinin, uzun bir beraberlik döneminden ve çoluk çocuğu olduktan sonra hanımını kendisine (zıhar yoluyla) haram kılması üzerine hanımı, ondan yana Allah’a şikâyette bulunmuş ve onun hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmıştı. Ensardan olan bu kişi, oldukça yaşlı birisi idi. Kadın, kendisinin de kocasının da durumunu Allah’a ve Rasûlü’ne bildirmiş, bu konuda ısrar etmişti. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah elbette işitmiştir. Allah ikinizin” kendi aranızdaki “karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz Allah” pek çok ihtiyaçların dile getirildiği bütün sesleri her zaman “işitendir, görendir.” O, siyah karıncanın kapkaranlık bir gecede kara kaya üzerindeki hareketini dahi görür. Bu, Yüce Allah’ın işitme ve görmesinin kemâl derece olduğunu, küçük-büyük bütün işleri kuşattığını haber veren bir buyruktur. Bunun kapsamında Yüce Allah’ın bu kadının şikâyetini ve sınandığı bu sıkıntıyı kaldıracağına dair de bir işaret vardır. Bundan dolayı Yüce Allah, hem bu kadının hem de diğerlerinin hükmünü genel olarak söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
2. Hanıma zıhâr yapmak, kocanın hanımına:“Sen benim için annemin (yahut anne dışında mahrem olan kadınlardan herhangi birisini belirterek) sırtı gibisin”, ya da “Sen bana haramsın”, demesidir. Bu hususta Araplarca kullanılması adet olan (ve sırt anlamına gelen): “ظهر/zahr” kelimesi kullanıldığından dolayı Yüce Allah buna “zıhâr” adını vermiş ve: “İçinizden hanımlarına zıhâr yapanların hanımları onların anaları değildir” buyurmuştur. Yani nasıl olur da gerçekle ilgisi olmadığını bildikleri böyle bir sözü söyleyerek hanımlarını, kendilerini doğuran annelerine benzetirler? Bundan dolayı Yüce Allah bunun çok vahim bir şey olduğunu belirtip çirkinliğini dile getirerek şöyle buyurmaktadır:“Gerçekten bu kimseler, çok çirkin bir söz ve yalan” son derece feci ve gerçekle ilgisi olmayan bir söz “söylemektedirler.”“Şüphesiz Allah” birtakım muhalif davranışlar işlemekle birlikte samimi tevbe ile bunları telâfi eden kimselere karşı “pek affedicidir, çok bağışlayıcıdır.”
3. “Hanımlarına zıhâr yapıp (da ayrılmaya azmeden) sonra da bu sözlerinden dönenler” buyruğundaki “dönenler” ifadesinin anlamının ne olduğu hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Bir görüşe göre bundan kasıt, zıhâr yaptığı hanımı ile cima etmeye karar vermesi demektir. Sadece buna karar vermesi dolayısı ile sözü edilen kefâreti yerine getirmesi gerekmektedir. Buna da Yüce Allah’ın keffâretin cinsel temastan önce gerçekleşeceğine dair açıklaması delildir. Bu da yalnızca karar vermekle olur. Diğer bir görüşe göre dönmek, gerçek manada ilişki kurmaktır. Buna da Yüce Allah’ın: “Sonra da bu sözlerinden dönenler” buyruğu delildir. Çünkü bunların söyledikleri söz, ilişki kurmak hakkındadır. Her iki görüşe göre de “dönme” söz konusu olduğu takdirde bu haram kılmanın kefâreti, -adam öldürme âyetinin (en-Nisâ, 4/92) kayıtladığı üzere- mü’min bir köleyi azat etmektir. Kölenin erkek veya kadın olması fark etmez. Ancak çalışmaya engel olacak kusurlardan uzak olması şarttır. Bu köle azadı “(hanımları ile) ilişki kurmadan önce” olmalıdır. Yani koca bir köle azad etmek sureti ile kefâret ödemedikçe zıhâr yaptığı karısı ile ilişki kurmaktan uzak durmalıdır. "Size öğüt verilen (hüküm) işte budur” açıklamış olduğumuz bu hükümdür. Yüce Allah, sizlere hükmünü uyarı ile birlikte açıklıyor. Çünkü öğüt vermek, uyarı ve teşvik ile birlikte hükmü zikretmektir. Böylece zıhâr yapmak isteyen kimse, bir köle azat etme yükümlülüğü ile karşı karşıya kalacağını hatırlayacak olursa bu işten uzak durur. "Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Ve herkese amelinin karşılığını verecektir.
4. “Bunu” azad edecek bir köle yahut onun bedelini “bulamayan kimse (eşiyle) ilişki kurmadan önce peşpeşe iki ay oruç tutmalıdır.”“Buna” oruç tutmaya “yetiremeyen kimse de altmış yoksulu doyurmalıdır.” Ya -pek çok müfessirin dediği gibi- kendi ülkesinin temel gıdasından onlara yetecek kadarını verir yahut da -bir başka kesimin dediği üzere- her bir yoksula bir mud buğday yahut da onun dışında fıtır sadakası olarak verilebilen şeylerden yarım sa’ verir. Size açıklamış olduğumuz “bu (kefaret hükmü) Allah’a ve Rasûlüne iman etmeniz içindir.” Bu da ona ve diğer hükümlere bağlanmanız ve gereğince amel etmeniz ile olur. Allah’ın hükümlerine bağlanıp gereklerince amel etmek de imandandır. Hatta asıl maksat bunlardır. Bunlarla iman artar, kemâle erir ve gelişme gösterir. "Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır.” Bu sınırlar, yasaklara düşmeyi engeller. O bakımdan bu sınırların aşılmaması ve onlara karşı kusur işlenmemesi gerekir. “Kâfirler için de can yakıcı bir azap vardır.”
Bu âyet-i kerimelerde birtakım hükümler bulunmaktadır ki bazıları şunlardır: 1. Yüce Allah, kullarına karşı çok lütufkârdır, onlara önem vermektedir. Çünkü Yüce Allah, bu musibetzede hanımın şikâyetini söz konusu etmekte, şikâyet konusunu izale edip onun başındaki bu musibeti kaldırmaktadır. Hatta genel hükmü itibari ile böyle bir sıkıntıyı, bu durum ile karşı karşıya kalan herkesten kaldırmıştır. 2. Zıhâr; hanımı haram kılmaya dair özel bir durumdur. Çünkü Yüce Allah:“Hanımlarına zıhâr yapanlar” buyurmaktadır. Buna göre bir kimse, cariyesini kendisine haram kılacak olursa bu zıhâr olmaz. Aksine bu; yiyecek, içecek vb. gibi helâl olan şeyleri haram kılmak kabilindendir ki, bunlardan dolayı sadece yemin kefâreti vermek gerekir. 3. Bir hanım ile evlenmeden önce ona karşı yapılan zıhâr geçersizdir. Çünkü zıhâr yaptığı vakitte o kadın, onun hanımı değildir. Nitekim böyle bir hanımı boşaması da geçerli olmaz. İster bunu hemen diye ifadelendirsin, ister başka bir şarta bağlı olarak yapsın, fark etmez. 4. Zıhâr yapmak haramdır. Çünkü Yüce Allah bunu:“çok çirkin bir söz ve yalan” olarak nitelendirmiştir. 5. Yüce Allah, hem hükme hem de bu hükmün hikmetine dikkat çekmektedir. Zira Yüce Allah:“Hanımları onların anaları değildir” buyurmaktadır. 6. Kocanın hanımına “anacığım, kardeşim/bacım” ve benzeri ifadelerle seslenmesi mekruhtur. Çünkü bu, haram bir işe benzemektedir. 7. Keffaret sırf zıhâr yapmakla değil zıhâr yapanın söylediği sözden dönmesi sureti ile farz olur. Bu dönmenin ne olduğu da az önce iki görüş şeklinde geçmişti. 8. Keffaret maksadı ile azat edilen kölenin küçük, büyük, erkek veya kadın olması fark etmez. Çünkü bu konuda âyet-i kerimenin ifadesi mutlaktır. 9. Eğer köle azat edilecekse yahut oruç tutulacaksa bunun ilişkiden önce gerçekleştirilmesi gerekir. Nitekim Yüce Allah, bunu böyle kayıtlamıştır. Yemek yedirme keffâreti ise böyle değildir. Bu kefaret yerine getirilirken kadınla ilişki kurmak caiz olur. 10. Temastan önce keffârette bulunmanın farz kılınışındaki hikmet, bunun bu keffâreti gerçekleştirmeyi daha bir tetikleyici olması olsa gerektir. Çünkü bu kimse hanımı ile ilişkide bulunmayı arzu etmekle birlikte bunun ancak keffâretten sonra mümkün olduğunu bilirse bu keffâreti bir an önce yerine getirmek için elini çabuk tutar. 11. Altmış yoksulu doyurmakta altmış kişi olması şarttır. Altmış yoksulun yemeğini bir araya toplasa ve onu bir kişiye yahut da altmıştan daha az sayıda kimseye verecek olursa bu caiz olmaz. Çünkü Yüce Allah:“Altmış yoksul doyurmalıdır” buyurmaktadır.